Günün Sözü

Dünyanın en güç işi bir şeyin nasıl yapılacağını bilirken, başka birinin nasıl yapamadığını ses çıkarmadan seyretmektir Mevlana
 
KALEMİN VE KELAMIN HAKKI PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 01 Nisan 2010 10:37

 

Bizim ilk düsturumuz yaratıcının ilk emri olan “oku” ’dur…“Oku” emrinden kasıt, sadece kitap okumak değil; olayları, insanları, kâinatı ve yaratıcıyı okumak; baktığımız, tanık olduğumuz her şeyi okumaktır “oku” emri…

“oku” emri:

ruhları, gönülleri, kalpleri, hisleri okumak,

yeryüzündeki sanatı, ahengi, nizamı okumak,

hayatımızdaki sinyalleri, inişleri, çıkışları, virajları okumak,

gözleri, sözleri, izleri okumaktır…

Bu kadar “oku”duktan, gözlemledikten sonra, bunları “kitap yüklü merkepler” gibi kendimize saklamamız ancak mahrumiyetin neticesidir.

 

Ya yazmak, anlatmak, konuşmak; “oku” emri beraberinde, “hırsız olabilir, zina edebilir ama yalan söyleyemez” sözünü akla getiriyor. Tasavvur edersek eğer; doğru “oku”duğumuzda, doğru aktarıp, doğru konuşabileceğimizi de anlarız. Tersi de söz konusu olabilir, yanlış “oku”yup, okuduklarımızı doğru da yazabiliriz. Fakat, doğru okuyup; yanlış yazmak, konuşmak şüphesiz insanlığın en alçak halidir.

Velhasıl, doğru okuyup doğru aktarmaktır insanlığın ilk emri…

Okuma işi ne oranda başarılı olunuyor meçhul ama teknolojinin getirdiği sonuçlarla iletişimin gelişmesi, kişileri yazma eylemine ittiği hepimizce malum…

Evet, yazıyoruz düşüncelerimizi, deneyimlerimizi, “oku”duklarımızı, hatta bize ait olmayan fikirleri bizimmiş gibi de yazıyoruz…

Yazmak güzel fakat, yazma amacımız nedir, nasıl yazıyoruz; kalemin, “oku”duklarımızın hakkını verebiliyor muyuz?

Öyle yazarlar okuyoruz ki;

kimisi, yazdığı yazılarla dalgalanma oluşturmak, gündeme bomba gibi düşüp maaşına zam almak için,

kimisi, kelime oyunlarıyla, belagatli yazarak şov yapıp dikkat çekmek, ünlü olmak için,

kimisi, patronunun ya da “emir büyük yerden” lerin diktasıyla tehdit oluşturmak, gündem değiştirmek için…

kimisi, tribünlere oynamak için, yorgunluktan, yoğunluktan bitap düşşşüncelere can vererek günü kurtarmak için yazar…

 

kimisi de severek, zevkle yapar bu işi; hissettiklerini “oku”duklarını aktarmak için yazar düşüncelerini nakşeder kağıda…

kendisini buna mecbur hisseder “doğruları söyleyen olmazsa yalanlar çoğalmaz mı?” diye yazar…

kitap yüklü eşek olmamak için yazar…

sadece doğruları “oku”tmak için, hissettirmek için yazar…

Kendisine yalan söyleyen başkasına doğru söyleyebilir mi?

Günümüzde insanlar öyle hale geldi ki, hissetmediklerini inanmadıklarını, bilmediklerini yazıyor…

İlk önce hareketlerimizle başladık yalan söylemeye, beğenmediğimiz, içimize sinmeyen durumlara konumlara beğendik kabullendik dedik…

Hoşumuza gitmeyen, sevmediğimiz olaylara durumlara şahıslar için sevdik hoşlandık aşık olduk dedik…

Gerçeği değil görünmesini istediğimiz gerçeği lanse ettik…

“Her doğru her yerde söylenmez” sözünü kalkan kullanarak kimi zaman yalanlar doğurduk.

Böyle başladı “oku”duğumuzu yanlış aktarma ama böyle devam etmeyecek doğru “oku” yup doğru yazanlar arttıkça, kalemin hakkını verenler yazdıkça…

ÜSLUP

Eskiden tatlı dil yılanı deliğinden çıkarırdı, şimdilerde sivri dil, okuyucuları ininden çıkarıyor…

Eskiden tatlı dillinin ağzından damlayan bala bakılırdı, şimdilerde sivri dillinin kaleminden çıkacak lafa “vay be! özü sözü bir” veçhiyle bakılıyor…

 

Eskiden yazarlar, ağdalı yazardı: tecahül-ü arif hüsn-ü talil sanatları; şimdiler de işkembeden beylik lafları, külhan beyi naraları atıyorlar…

Eskiden edebiyat parçalanırdı şimdilerde sokak jargonu parselleniyor…

Velhasıl kalem de değişti kelam da…

 

 
© mervebulut.com.tr 2009 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
E-mail: info@mervebulut.com.tr Web Tasarımı : Teknet Tasarım
  • Toplam Ziyaret : 41493    • Bugün Ziyaret :71       • IP Adresiniz | 54.162.118.107